Haberler

Dr. Akkan Suver 5.Kültürlerarası Dünya Diyalog Forumuna katıldı

2 Mayıs 2019 Perşembe - Okunma: 253
Dr. Akkan Suver 5.Kültürlerarası Dünya Diyalog Forumuna

2-3 Mayıs 2019 günleri Bakü'de düzenlenen 5.Kültürlerarası Dünya Diyalog Toplantısı Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in yaptığı açılış konuşmasıyla çalışmalarına başladı. Azerbaycan Medeniyet Bakanı Abulfas Garayev tarafından düzenlenen Forum'a Azerbaycan Dışişleri Bakanı Elmar Mammadyarov da konuşmacı olarak katıldı. Birleşmiş Milletler Yüksek Temsilcisi Miguel Ángel Moratinos ile İslam İşbirliği Genel Sekreteri Yousef Bin Ahmad Al-Othaimeen'in de hazır bulunduğu Forum'da Dr. Akkan Suver de "Göç ve Mültecilik" konusunda bir sunum yaptı.

Dr. Akkan Suverin söz aldığı oturumda Karadağ İçişleri Bakanı Mevludin Nuhodzic, Azerbaycan Göç Bakanı Vusal Hüseynov, İtalyan Milletvekili Maurizio Lupi, Prof. Dr. Heaven Crawley, Linda Oucho ve Alexandra Bilak konuşmacıydılar. Oturumu Prof. Dr. Michael Hardy yönetti.

Dr. Akkan Suver'in 2-3 Mayıs 2019 tarihli Bakü, Azerbaycan 5. Kültürlerarası Diyalog Forumu Konuşma Metni

Çatışma, şiddet ve zulüm sebebiyle zorla yerinden edilen kişilerin sayısı küresel çapta rekor düzeye ulaşırken; Türkiye dünyada en fazla sayıda mülteciye ev sahipliği yapan ülke konumunda olmayı sürdürmektedir.


Bugünkü konuşmamda sizlere ülkemdeki mülteci sorunlarından bahsetmek istiyorum.

Bugün Türkiye, resmi rakamlara göre 3, 6 milyondan fazla kayıtlı Suriyeli mültecinin yanında 400.000 den fazla diğer uyrukluya ev sahipliği yapmaktadır. Bunların 300.000'i mülteci kamplarında yasarken büyük çoğunluk Suriye sınırındaki şehirlerde olmak üzere diğer büyük şehirlerde yaşamaktadır.

Türkiye 1951 Sözleşmesi ve 1967 protokolüne taraftardır. Bu bağlamda Türkiye, Uluslararası standartlara uygun etkin bir ulusal sığınma sistemi inşa edebilmek için yasal ve kurumsal reformlar gerçekleştirmiştir. Türkiye’deki tüm yabancılara ilişkin işlemlerden sorumlu olan başlıca kurum olarak Göç İdaresi Genel Müdürlüğünü kurmuştur. Türkiye aynı zamanda, Türkiye’de geçici koruma sağlanan kişilerin hakları, yükümlülükleri ve bu kişilere ilişkin prosedürleri ortaya koyan Geçici Koruma Yönetmenliğini de 2014 yılında kabul etmiştir.

Yoksulluk ve savaşlar nedeni ile Orta Doğu, Asya ve Afrika’dan Avrupa’ya doğru akan kalabalıkların, bu büyük kaçışın yarattığı, ekonomik sosyal ve psikolojik nedenler gelinen ülkelerin halkları üzerinde de negatif etkileri de gittikçe artmaktadır.

Türkiye'de ulusal ve uluslararası fon kaynakları ile çalışan sivil toplum kuruluşlarının, mülteci sorunlarının giderilmesine yönelik uyguladıkları çok sayıdaki projelere rağmen farklı gelenek ve göreneklerden kaynaklanan sorunlar hala ortadadır.

Mülteci sayısının yerli halk nüfusuna eşitlendiği sınır şehirlerimizden Hatay, Kilis, Urfa gibi şehirlerde tespit edilen sosyal uyumsuzluklar gelecekte sosyal patlamalara gebedir.

Bu sorun sadece Türkiye'nin finansal kaynakları ve çalışması ile çözülemez..

Uluslararası bir işbirliğine ihtiyaç olduğu ortadadır. Önce sorunun başlangıcında Türkiye'ye verilen sözlerin tutulması gerekir.
Mülteci akınının ülkemizin sosyolojik ve kültürel yapısı üzerindeki negatif etkileri konuşmanın zamanıdır.. Ülkemizin demografik yapısının bozulma tehlikesinin yanında, toplumsal barışın sürdürülebilirliğine de getirebileceği olumsuzlukları şimdiden görmek ve şimdiden gerekli tedbirleri almak zorunda olduğumuz ortadadır.

Gelenlerin eğitimden yoksun olmaları, kadın erkek eşitliği, hijyen gibi kavramlara uzak olmaları, değişime direnmeleri uyumsuzluk sorunlarının başında gelmektedir.

İntibaksızların bir diğer önemli tarafı ise yaşam kültüründen kaynaklanmaktadır. Bunda da eğitim önemli bir rol oynamaktadır. Zira bizim ülkemizde bulunan mültecilerin büyük kısmı okuryazar bile değillerdir. Bir de bunlara, yaşadıkları ülkede alıştıkları adetler, gelenekler eklendiğinde bir yabancılaşma ortamı kendiliğinden oluşmaktadır.

Milletimizin büyük alicenaplığı ile yeme, içme, giyim ve ahlak anlayışından ortaya çıkan farklılıklar pek dikkati çeken bir ötekileştirme yaratmasa da, İstanbul’un, İzmir'in, Ankara'nın caddelerinde genç kadınların bebekleriyle dilenmeleri hiç de alışık olmadığımız oluşumlardır. Cami kapılarında, oto yollarda kucaklarında bebekleri, ellerinde "açız" yazılarıyla genç annelere rast gelmek Türk toplumunun vicdanını kaynatmaktadır.

Yerelde kadına ve çocuklara yönelik şiddetin, cinsel saldırıların artması, çocuk yasta evliliklerin çoğalması, kayıt dişi çalışanların sayıları hep bu uyumsuzlukların birer göstergesidir.

Farklı kültürlerden kaynaklanan farklı zihniyet yapısı farklı yasam tarzları toplumsal sorunların da kaynağı olmaktadır.

Bugün dünyada 65 milyondan fazla insan vatanlarını terk etmek zorunda kalarak mülteci konumuna düşmüştür.

Savaşın ve yoksulluğun yakın vadede son bulmayacağı, bulsa da birçok psikolojik ve ekonomik ve siyasi nedenlerle dünyanın farklı bölgelerine göçmüş bu insanların geri dönmeyeceği bilinen bir gerçektir..

Daha güvenli daha iyi bir yasam umuduyla Avrupa’ya ulaşabilmek için ölümü bile göze alan bu insanların dramı, buna neden olan ülkelerin, buna kayıtsız kalması, bugünün uygar dünyasında artık mülteci sorunu olmaktan çıkmış, bir insanlık krizine dönmüştür.

Söz konusu insanlık krizi çağımızın ayıbıdır.

Çağdaş ve uygar dünyanın görevi ise bu ayıba son vermekten ibarettir.