Anayasa Çalışma Grubu

Marmara Grubu Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı “Yeni bir Anayasa nasıl olmalıdır” sorusuna cevap ve görüş oluşturma amacıyla çatısı altında 2007 yılında “Anayasa Uzlaşma Platformu”nu oluşturmuştur

21.12.2012 - Okunma: 1587
Marmara Grubu Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı “Y

 Marmara Grubu Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı “Yeni bir Anayasa nasıl olmalıdır?” sorusuna cevap ve görüş oluşturma amacıyla çatısı altında 2007 yılında “Anayasa Uzlaşma Platformu”nu oluşturmuştur.

Yaklaşık dört yıldan beri Anayasa Uzlaşma Platformu toplantılarına katılan onüç üniversitenin Hukuk Fakültesi Akademisyenleri, onsekiz Sivil Toplum Örgütünün temsilcileri, Basın Kuruluşları, Baro ve Sendika temsilcilerinin ortak görüşleri doğrultusunda Anayasa’nın olmazsa olmaz ANA İLKELERİNİ belirlemişlerdir. Bir sivil toplum kuruluşunun oturup Yeni bir Anayasa hazırlaması beklenemez. Önemli olan toplumun tüm kesimlerini 21. yüzyılın evrensel ve olmazsa olmaz, Türkiye’nin hassasiyetini gözeten İlkelerde anlaşmasıdır. İlkelerde anlaştıktan sonra taslak yapmak kolaylaşır. Bu nedenle Marmara Grubu Vakfı koordinatörlüğünde yürütülen “Anayasa Uzlaşma Çalışma Grubu” Anayasa’nın vazgeçilmez Temel İlkelerinde geniş bir uzlaşma sağlayarak aşağıdaki metni toplumun dikkatlerine sunmuştur.

 

Marmara Grubu Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı’nın

Yeni Anayasa ile ilgili

Görüşleri ve Önerileri

Anayasalar devletin temel ilke ve kurumlarını düzenleyen, kişilerin haklarını güvence altına alan üstün hukuk kurallarından oluşur. Demokratik bir anayasa, ülkedeki belli başlı tüm toplumsal kesimlerin üzerinde uzlaştığı bir toplum sözleşmesi niteliğindedir. Yalnızca belli bir kesimin görüşleri doğrultusunda oluşturulan bir anayasa, yakın tarihimizdeki örneklerden görülebileceği gibi, ne kamu barışını korumada başarı sağlayabilir, ne de uzun ömürlü bir belge olabilir. Bir anayasanın kendisinden beklenen işlevi yerine getirmesi yani devlet organlarının uyumlu çalışması, yurttaşların haklarını güvence altına alması ve iç barışı sağlaması, ancak bütün toplumsal kesimler tarafından sahiplenilmesi, korunması ve yüceltilmesi ile mümkündür. Yurttaşların “benim anayasam” diye sahiplenmediği hiçbir belge, bir anayasadan beklenen işlevleri yerine getiremez.

Yurttaşların sahip çıkacağı, toplum sözleşmesi niteliğindeki bir anayasa, hem hazırlanma yöntemi, hem de içeriği bakımından bazı özellikler taşımalıdır. Hükümetin girişimiyle başlatılan yeni anayasa yapım sürecini bu yönlerden değerlendirdiğimizde, şu noktaların altını çizmeyi ve topluma duyurmayı yurttaşlık görevimizin bir gereği olarak kabul ediyoruz.

Anayasanın Hazırlanış Yöntemi

Tüm yurttaşların sahipleneceği, yönetenlerin kendilerini tartışmasız bağlı hissedeceği çağdaş bir anayasa, ancak özgür ve demokratik bir ortamda, tüm toplumsal kesimlerin yapım sürecine katıldığı bir yöntemler ortaya çıkabilir. 1982 Anayasası’nın en çok eleştirilen yönlerinden biri, demokrasinin askıya alındığı, özgür tartışma ortamının bulunmadığı bir ortamda hazırlanmasıydı.

Demokratik bir anayasanın hazırlanmasında en sağlıklı yol, anayasa metninin nispi temsil sistemine göre seçilen ve yalnızca bu konuda yetkili kılınan bir Kurucu Meclis tarafından kaleme alınmasıdır. Belli başlı tüm toplumsal kesimleri temsil edecek bir Kurucu Meclis, güncel politik baskı ve tartışmalardan uzak bir şekilde, ulusun geleceğini ve uzun vadeli çıkarlarını düşünerek gerçek bir toplum sözleşmesi niteliğindeki anayasa metnini ortaya çıkarabilir. Halkoyunun onayına sunulacak, farklı kesimlerin üzerinde uzlaşacağı böyle bir metin için, özgür tartışma ve müzakere yönteminin gerektirdiği makul bir süreye ihtiyaç vardır.

Anayasanın İçeriği

21. yüzyılda Türkiye’ye kılavuzluk edecek çağdaş bir anayasa, Cumhuriyet’in kazanımlarını koruyan, bu kazanımları yeni ilke ve kurumlarla geliştiren bir metin olmalıdır, çoğulcu-özgürlükçü demokrasi hedefinden koparacak bazı düzenlemelere yer vermemelidir.

Hukuk Devleti İlkesi

1982 Anayasası’nın en çok eleştirilen yönlerinden biri, hukuk devletinin temel güvencesi olan yargı bağımsızlığını tam olarak sağlamamış olmasıdır. Yeni anayasanın, kuvvetler ayrılığı ilkesinin ve demokrasinin sağlıklı işlemesinin bir gereği olarak yargı bağımsızlığını güçlendirmesi gerekir. Yargının işleyişinde en yetkili organ olan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile yüksek yargı organlarının oluşumunda hükümete belirleyici bir rol tanınmıştır. Hükümet kendisine tanınan atama yetkisini kullandığında, kaçınılmaz olarak bu kurumlar dar siyasi çekişmelerin bir parçası haline gelecektir. Yargının yeterince bağımsız olmadığından şikayet ederken, yüksek mahkemelerin tamamen hükümete bağlı kurumlara dönüşmesi tehlikesi vardır. Bağımsız yargı, demokrasinin ve hukuk devletinin güvencesidir. Hükümete bağımlı yargı, Türkiye’nin demokratikleşme sürecini sona erdirecek ve ülkemizi uygar dünyanın bir parçası olmaktan tümüyle koparacak derecede tehlikeli bir adımdır.

Laiklik İlkesi

Laiklik ilkesi, demokrasinin ve farklı yaşam tarzının temel güvencesidir. Yeni anayasa önerisinde bu ilkeyi zedeleyecek çeşitli kurallara yer verilmesi bu konuda bir belirsizliğe yol açacaktır. Laiklikten ödün verilerek Türkiye’nin hiçbir sorunu çözülemez. Türkiye, bulunduğu coğrafyadaki gücünü ve saygınlığını laik ve demokratik bir ülke olmasından alıyor. Toplumsal barışın, inanç özgürlüğünün, akla ve bilime göre örgütlenen çağdaş bir toplum düzeninin güvencesi olan laiklik, Cumhuriyet’in en temel kazanımlarından biridir.

Türk toplumu, Kurutuluş Savaşı’ndan bu yana, laiklik ilkesini bir yaşam biçimine dönüştürmüş kuşakları yetiştirmiştir. Haklarının ve sorumluluklarının bilincinde olan bugünün kuşakları, laiklik ilkesinden ödün verilirse çağdaş yaşam biçiminin tehdit edilmesinden, Türkiye’nin geriye götürülmesinden endişe duymaktadır. Laiklik ilkesi üzerinde yapılan tartışmalar, tüm enerjisini kalkınmaya, ilerlemeye ve müreffeh bir toplum yaratmaya yönlendirilmesi gereken ülkemizi zayıflatmakta ve hedeflerine ulaşmasını geciktirmektedir.

Sosyal Devlet İlkesi

Türkiye 40 yılı aşkın süredir, devleti yurttaşlarına insanca bir yaşam düzeyi sağlamakla görevlendiren anayasal kurallara sahiptir. Anayasamızdaki sosyal devlet ilkesi ve sosyal haklar, onurlu ve insanca bir yaşam düzeyinin vazgeçilmez araçlarıdır. Yürürlükteki anayasada yer alan sosyal haklar, bugüne kadar çok yetersiz düzeyde gerçekleştirilebilmiştir. İçinde bulunduğumuz küreselleşme süreci, zaten sosyal hakları olumsuz yönde etkilemektedir. Yeni anayasanın bu olguyu dikkate alarak sosyal hakları güçlendirmesi gerekmektedir.

Kadın Erkek Eşitliği

Cumhuriyet’in en büyük kazanımlarından biri kadın erkek eşitliği yönünde atılan adımlardır.

Türk kadını, Cumhuriyet’le büyük bir ivme kazanan eşitlik ve özgürlük mücadelesini sonuca ulaştırmak; her alanda erkeklerle eşit haklara sahip olmak istemektedir. Parlamentoda, belediye meclislerinde, tüm kamusal organların oluşumunda, kamu hizmetine girmede ve kamusal kaynaklardan yararlanmada var olan cinsiyet eşitsizliğinin kaldırılmasını talep etmektedir. Bir Cumhuriyet projesi olan kadın ve erkeğin toplumsal yaşamın her alanında eşit olması, aynı zamanda ahlaki bir yükümlülük ve uygarlık kriteridir. Yeni anayasanın hedefi, bu projeyi derhal hayata geçirmek olmalıdır.

Çoğulculuk

Çağdaş demokrasi çoğulcu demokrasidir. Çoğulcu demokraside hükümet, ülkeyi yöneten güçlerden yalnızca biridir. Hükümetin yanı sıra yargı organları, parlamento, özerk kuruluşlar, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, sendikalar, dernekler gibi sivil toplum kuruluşları da ülke yönetiminde doğrudan ya da dolaylı biçimde etkilidir. Hükümet bütün bu aktörlerin uyum içinde çalışmasını gözetmek ve anayasal ilkeler doğrultusunda yönlendirmekle yükümlüdür. Türkiye, yönünü çoğulcu-özgürlükçü demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla yerleştirilmesi hedefini gerçekleştirmelidir.

İnsan Hakları

Herkesin tüm insan haklarından yararlanması, çağdaş demokratik devletin temel özelliklerinden biridir. Anayasaların en önemli işlevlerinden biri de yurttaşların hak ve özgürlüklerini güvence altına almasıdır. Anayasa, 2000’li yıllarda insan onuruna yönelen yeni tehditleri dikkate alarak yurttaşları bu tehditlere karşı koruyacak yeni hakları güvence altına almalıdır.

Reform İhtiyacı

Türkiye’nin kalkınması, gelişmesi, çağdaş uygarlık yolunda emin adımlarla yürümesi için, ciddi reformlara ihtiyacı vardır. Mevcut anayasanın Türkiye’ye 21. yüzyılda kılavuzluk edecek çağdaş bir belge olmadığı ortadayken, yeni anaysa önerisinin bu konuda hiçbir yenilik getirmemesi kabul edilemez. Yurttaşların beklentisi, yeni anayasanın yalnızca devlet kurumlarının işleyişini düzenlemekle yetinmeyip, toplumun ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmesine rehberlik etmesidir.

Anayasa önerisinde, toplumun duyarlı olduğu konular olan milletvekili dokunulmazlığının çağdaş ülkelerdeki gibi sınırlanması, siyasal partilerin lider sultasından kurtarılarak demokratikleştirilmesi, cinsiyet eşitliğinin sağlanması, seçim sisteminin temsilde adaleti sağlayacak biçimde yeniden düzenlenmesi, yurttaşların hak arama yollarını genişletmelidir.

Yeni Anayasa Cumhuriyet’in kazanımlarını, sosyal hakları, hukukun üstünlüğü ilkesini, yargı bağımsızlığını, laikliği, devlet kurumlarının uyumlu ve dengeli işleyişini tehlikeye sokabilecek düzenlemeler içermemeli; aksine bir barış ve güvence kontratı olmalıdır.

Saygılarımızla,

MARMARA GRUBU STRATEJİK VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR VAKFI

24 Ekim 2011

(Bu metin TBMM,Medya, Karar Organlarına ve STK'lara gönderilmiştir)