Haberler

19. AVRASYA EKONOMİ ZİRVESİNDE CUMHURBAŞKANLARI KONUŞTULAR

7 Nisan 2016 Perşembe - Okunma: 3085
19. AVRASYA EKONOMİ ZİRVESİNDE CUMHURBAŞKANLARI KONUŞTU

 Cumhurbaşkanları Oturumu: 

“Soğuk Savaşa Özlem mi?”

 

Oturum’un moderatörlüğünü yürüten ve açılış konuşmasını yapan Marmara Grubu Vakfı Başkanı Dr. Akkan Suver, Avrasya Ekonomi Zirveleri’nin başlangıcı olan 5 Nisan tarihinin aynı zamanda Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının açıldığı tarihe denk gelmesinin bir STK olarak kendileri için çok büyük mutluluk olduğunu kaydetti. Projenin hayata geçirilmesi için en az 10 yıl çok uğraştıklarını ve bu uğraşlarında üç değerli devlet büyüğünün; Türkiye Cumhuriyeti 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Gürcistan önceki Cumhurbaşkanı Edward Schvarnadze ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in de çok emekleri bulunduğunu ve onları rahmetle andıklarını ifade etti.

Bosna Hersek Federasyon Başkanı Marinko Cavara, bazılarının günümüzdeki durumu suni bir ‘Soğuk Savaş’ dönemi olarak nitelediğini bazılarının da yeni bir savaş dönemi dediğini belirterek, “Bugünkü tehlike ise soğuk savaşa nazaran ilişkiler o kadar kötü ki nükleer savaşla total savaşa ve bütün dünya savaşına yol açması sözkonusu. İnsanlık, dünyanın yeni bir dünya savaşına sürüklenmesine dur diyebilecek midir? Nükleer silahlar gelecekte barışın korunmasına yardımcı olacak mıdır?” sorusunu yöneltti. 2. Dünya Savaşı sırasında kimyasal silahların kullanılmasının herkesin aleyhine olduğunu hatırlatan Cavara, günümüzde nükleer bombalar olmadan da yeryüzünden şehirlerin silinebileceğinin görüldüğünü söyledi. Kaçınılmaz olarak nükleer silahların gücünün çok iyi bir argüman olduğunu aktaran Cavara, nükleer alanda silahsızlanmaya ilişkin ülkeler arasında anlaşma olmasına rağmen ülkelerin maceracılığının da sözkonusu olduğuna dikkat çekti

Moğolistan önceki Cumhurbaşkanı Natsagiin Bagabandi, konuşmasında iklim değişikliği ve çevrenin bozulması konularına dikkat çekerek, “Doğa hataları affetmiyor. Her zaman haklıdır, hatalar hep insanoğluna ait. Doğa konuşamıyor, bir dili yok, ama bütün unsurlarıyla bize mesajlar veriyor. Biz hatalar yapınca bize uyarılar veriyor, biz bunları duymuyoruz” dedi. İklim değişikliğinin tüm insanlığın ortak sorunu olduğuna dikkat çeken Bagabandi, “Öyleyse yarattığımız bu ortak sorunları çözmek için mutlaka ortak çabaya, birlik ve beraberliğe ihtiyacımız var. Umarım bizim zekamız, insanlığımız, duygularımız, bunları çözmeye yarayacaktır.” Ülkesi Moğalistan’da yenilebilir enerji kaynaklarına yönelik yürüttükleri çalışmaları anlatan Bagabandi, toplantının ana temas konusuna ilişkin ise şu tespitlerde bulundu.

Moldova önceki Cumhurbaşkanı Petru Lucinschi, günümüz konjonktürünü irdelediği konuşmasında birilerinin suni savaş çıkardığını belirterek, “Bu düzeni biz bozuyorsak bizim düzeltmemiz lazım. Çok çabuk savaşı bitirmeliyiz. ‘Sulh olsun’ çağrısını uzun zamandır kimseden duymuyorum” dedi. Marshall Planı gibi bir çözümün ele alınmasını öneren Lucinschi, şunları aktardı: “Dünyada zenginlik yüzde 15’in elinde. Gelişmiş ülkelerin liderleri oralara yatırım yapın. O insanların yerinde biz de olsaydık, biz de kaçardık. Avrupa, Marshall Planı ile yerelinde yardım ve güçlendirme desteği ile nasıl kalkındırıldı? Benzer uygulama olabilir.” Soğuk savaş döneminin kutuplaşma ile düşmanlık duygusunu yarattığını hatırlatan Lucinschi, şimdi ise kutuplaşma olmadığını ancak kaos yaşandığını kaydetti. Lucinschi, “Herkes ‘uluslararası hukuk var’ diyor. Peki kim gözetliyor bu uluslararası hukuku? BM’mi? BM’den 25 senedir geliyorlar; ‘Bize reform lazım, kurumsal değişiklikler lazım’ diyorlar. Ama BM’de değişen hiçbir şey yok, eskiye devam… BM’nin savaşı durdurması, ateşkesin mimarı olması, sonra da o ülkeleri kalkındırması lazım. Bana göre NATO’ya gerek yok.

Hırvatistan önce Cumhurbaşkanı Stjepan Mesic, göçten ziyade sığınmacılar konusuna dikkat çekerek insanlığın bu duruma gelmesinin temel nedeni olarak politika ve politikacıları işaret etti. BM’yi dikkatli olmaya çağıran Mesic, uluslararası ilişkilerde hukukun normlarından uzaklaşıldığını, marjinalize edildiğini savundu. Büyükler ve küçükler ile zenginler ve yoksullar, yani herkes için eşitlik gerektiğini savunan Mesic, bir ülkenin vatandaşlarının kendi kararlarını alması gerektiğini vurguladı: “Bu onların mücadelesidir, kimsenin değildir.” Yeni teröristler için buraların bir av alanına dönüştüğünü kaydeden Mesic, global teröristlerle mücadelenin en önemli şartının bu politikalara son vermek olduğunu dile getirdi: “Son verilmeli ki sığınmacılar eve dönebilsin. Özellikle Libya, Irak, Afganistan, Suriye gibi ülkelerin yeniden inşası global politikalar gerektirir.

Letonya önceki Cumhurbaşkanı Valdis Zatlers, konuşmasına şu soruları sorarak başladı: “Kim sorumlu? Libya, Irak, Afganistan, Yemen, Ukrayna, Suriye vb. yıkımlarından kim sorumlu? Teröristlerin finans kaynağı kim? Kim veriyor ki felaketler oluyor?” Zatlers, Suriye, Irak, Yemen ve Ukrayna’da sıcak savaşların sürdüğünü belirterek, “Neyin ne olduğunu anlamakta zorluk çekiyoruz. Kim kime karşı? Mesela Suriye’de durum çok komplike. Jeopolitik oyunlarda güçlü olmak isteyen ülkeler var. Kendi ekonomik kapasitelerine değil silahlanmaya bakıyorlar.” Sınırları değiştirmeyi yanlış bulan Zatlers, Karabağ’da çatışmanın tırmandırıldığını, Rusya’nın müdahalesinin felakete yol açacağını kaydetti. Dünyanın daha da değişeceğini öngören Zatlers, bu değişimde BM’nin durumunu sorgulayarak şunları söyledi: “Bu çatışmalar BM’de asla dile getirilmiyor.

Romanya önceki Cumhurbaşkanı Emil Constantinescu, ‘Soğuk Savaş’la birlikte çift kutuplu dünyanın tarih olduğunu ancak barışın bir türlüğü gelmediğini kaydetti. Constantinescu, “Savaş geçmişin bir deneyimi ama hala savaş kapımızda, yakın geleceğimizde. Burada ana düşmanlıklar imparatorluk ve ordular değil, az gelişmişlik, yoksulluk, uyuşturucu ve silah kaçakçıları, sınırlar ötesi suç ve terörizm. Orta süreçte organize suçlarla kaçakçılık ve terörizm birarada el ele ilerleyecek ve gerilla savaşına dönüşecek” dedi. Hükümetlerin kendi vatandaşlarının ihtiyaçlarına cevap vermek için pragmatik davranması gerektiğini ifade eden Constantinescu, çok kutuplu tutumun Batı’daki demokrasiden ortaya çıktığını aktardı. Constantinescu, “Küresel ve bölgesel kurumların birlikte hareket etmesi gerekir. Burada dengeli yaklaşımı öngörmemiz gerekiyor. Devletin vatandaşlarına doğal hakları konusunda korumacı yaklaşımı olmalı.

Arnavutluk önceki Cumhurbaşkanı Bamir Topi, Berlin Duvarı’nın yıkılmasının demokrasinin değerine inananlar ile buna inanmayanlar arasında yeni bir ilişkinin doğmasına yol açtığına dikkat çekti: “Hem Ortadoğu Avrupa hem doğu Avrupa’da cereyan eden olaylar ABD tarafından desteklenmişti. Bu ülkeler varlıklarını demokrasi, hukukun uygulamasına borçludur. 11 Eylül terörist saldırısı, AB ve ABD’de düşünce biçimini ve hayat anlayışını değiştirdi. Terörizm ilk kez varlığını ABD’ye hissettirdi. Ve aradan geçen zamanda terörizm ve cihatizim kendini yok etmedi. Ve dünyanın çeşitli yerlerinde terör saldırısı oldu” dedi. Sınırların eski önem ve değerini yitirdiğini paylaşan Topi, hükümetlerin terörist tehlike karşısında güçlerini birleştirmek zorunda olduğunu vurguladı.

Hırvatistan önceki Cumhurbaşkanı Ivo Josipovic, “Terörizm en önemli küresel sorunlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Siyasi istikrarsızlık yaratıyor. Ülkelerin ekonomileri harap oluyor” dedi. Josipovic, siyasi hakları olmayan ülkelerde terörizmin daha fazla öne çıktığını belirtti: “2011’den bu yana ABD terörizmle mücadele için 117 milyar dolar harcadı. Dolaylı hasarın bedeli 52 milyar dolar. Terör birçok ülkede ekonomiyi ve turizmi etkiliyor, yoksulluğa ve reformların aksamasına neden oluyor. Yatırımın kaçmasına neden oluyor. Terör korkusu, kültürü ve yaşam tarzımızı etkiliyor. Saldırıların olduğu dönemde terörün ekonomi üzerindeki etkisi açık bir şekilde görülüyor. Terörizme destek olan devlet ve zengin kurumların finans kaynaklarının kesilmesi gerekiyor.”

Makedonya Cumhurbaşkanı Gjorge Ivanov, oturumun “Soğuk Savaşa Özlem mi?” başlığının kendisini hayrete düşürdüğünü söyledi. Ivanov, “Soğuk savaşta iktidarın yarattığı korku dengesi vardı. Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla da daha iyi yaşam umudu ortaya çıktı. Mutluluk ise 10 yıl sürdü. Sonra yeniden dünya eskiye dönmeye başladı” dedi. Günümüz dünyasında ise farklı farklı aktörler arasında çatışma olduğunu hatırlatan Ivanov, “Blokların olduğu yıllarda iki devlet aktör olarak karşı karşıyaydı. Bugün ise birden fazla kutupta birden fazla aktör var. Hem devlet hem devlet dışı aktörler var. Korku dengesinin istikrar sağladığı ‘Soğuk Savaş’ın yerine bugün aşırı uçlar, şiddet, terörizm daha büyük sıkıntılara yol açıyor. Bugün yaşanan küresel dengesizliktir” diye konuştu. Bugün global istikrarsızlığın yaratıldığını ve bunun göç dalgalarıyla beslendiğini ifade eden Ivanov, “Peki ufukta ne görülüyor?” diye sordu ve şunları dile getirdi: “Bana göre yepyeni bir düzen geliyor. Sahnede olmayan aktörler sahneye çıkıyor. Eskiden ideolojiden bahsedilirken şimdi iki farklı paradigma çatışmasından sözediyoruz. Gelişmekte olan ülkeler gündemin en üst sıralarında yeralıyor. Global bir ‘Demos’tan bahsediyoruz. Devlet dışı aktörler devletleri etkiler hale geldi.

KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, son gelişmelerin insanlığı büyük ve tarihsel yüzleşmeye çağırdığını söyledi. Son iki yılda resmi verilere göre 10 bine yakın insanın AB'ye ulaşmak için denizlerde boğulduğunu, kayıtlara geçmeyen rakamların bunun çok üzerinde olduğunun tahmin edildiğini, AB Polis Teşkilatı verilerine göre ise 10 bin kayıp mülteci çocuk bulunduğunu anlatan Akıncı, dünyada halen 60 milyon insanın mülteci durumunda bulunduğunu hatırlattı. Akıncı, son yıllarda barış ortamının dünyanın belirli bölgesinde yok olmasının, dünyanın geneli için bir tehdit unsuru haline dönüştüğüne dikkat çekti: “Küresel Terör Endeksi'ne göre dünya genelinde terör nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı son 15 yılda yüzde 80 oranında artış göstermiştir. Dünyada her yıl 30 bin kişi terörün kurbanı oluyor. Terörden en çok etkilenen 11 ülkeden 10'u mülteci oranının en yüksek olduğu ve yerinden edilmelerin en çok yaşandığı ülkeler. Burada dikkat edilmesi gereken oldukça hassas bir konu var. Terörün yoğun bir şekilde mültecilik sorunu yaşayan ülkelerde zemin bulması ülkelerini terk etmek zorunda kalan mültecilerin potansiyel terörist oldukları biçimde yorumlanmamalıdır.