Demokrasi için Türk Gençliği ve Kadınlar AB Projesi

Marmara Grubu Vakfı AB ve İnsan Hakları Platformu 2 Yeni Kitap yayınladı

6.11.2020 - Okunma: 2470
Marmara Grubu Vakfı AB ve İnsan Hakları Platformu 2 Yen

Marmara Grubu Vakfı AB ve İnsan Hakları Platformu başarıyla nihayete erdirdiği AB Projesi “Demokrasi için Türk Gençliği ve Kadınlar” projesi ile ilgili olarak iki ayrı kitap yayınladı. “Demokrasi İçin Türk Gençliği ve Kadınlar Final Raporu” ve “Demokrasi İçin Türk Gençliği ve Kadınlar Politika Kılavuzu” isimli kitapları  http://demokrasiyolunda.com/ sitesinde de okuyabilirsiniz.

Final Raporu kitabımızın önsüzünü aşağıda sunuyoruz.  

İnsanlık tarihinde pek çok ihtiyacın toplumların kendi örgütlenmeleriyle karşılandığı bilinen bir gerçektir. Modern toplumlarda da temsili yönetim yapılarının yanı sıra, toplumsal sorumluluklarını gönüllü olarak üstlenmeyi hedefleyen örgütlenmelerin, dernek, vakıf, meslek odaları gibi yasal yapılar halinde olsun, platform, girişim gibi inisiyatifler halinde olsun tüm sivil toplum kuruluşlarının (STK) giderek güç kazandığı görülmektedir. Ülkemizde de STK'ların günlük hayatımızda ve yönetim yapımızda artan etkileri ve ağırlıkları her gün daha çok hissedilmektedir. STK'ların güçlenmesi kadar kendi aralarında daha iyi bir iletişim ve daha yakın işbirliğinin geliştirilmesi, Türkiye'de katılımcı demokrasinin yerleşmesi için de vazgeçilmez bir öneme sahiptir.

Türkiye'de STK'ların rolünün artmasına karşın, kendi aralarında sağlıklı iletişim olmaması nedeniyle sinerji ve verimli ekip çalışması, henüz beklenen düzeye ulaşamamıştır. STK'lar arası iletişimi kolaylaştıran ve STK'ların gelişimine hizmet eden ulusal düzeyde bir STK Merkezinin (STGM, Sivil düşün gibi çatı oluşumları hariç) olmayışı nedeniyle Türkiye'deki birçok STK diğer ilgili STK'ların etkinlikleri hakkında bilgi edinememekle kalmayıp varlıklarında bile haberdar olamamaktadır.

STK'ların işlevlerini yeterince yerine getirmeleri, çalışmalarını başarıyla yürütmeleri ve sivil toplum alanının etkisini artırabilmelerinin ön koşulu, birbirleriyle demokratik bir ilişki içinde olmalarına bağlıdır. Dünyada ve Türkiye'deki çeşitli gelişmeler STK alanında karşılaşılan büyük değişimlere yol açmış ve STK’larda bu değişimden etkilenmiştir.

STK alanının dünya ölçeğinde oldukça dinamik olması nedeniyle iletişim, bilgi ve üyelerde sık değişimler yaşanmakta olduğu gerçeği yanında, Türkiye özelinde bir dizi siyasi / ekonomik kriz STK’ların yerel ve ulusal kaynaklardan sponsor bulmaları imkanlarının azalmalarına yol açarak yapılanmalarında önemli değişikliklere yol açmıştır. Sivil Toplum kuruluşlarının finansal kaynakları Avrupa Birliği gibi uluslararası kurumların fonlarının dışında kalmamış gibidir. Bu nedenle STK'ların finansal kapasiteleri geliştirecek bu fonlara ulaşmalarını sağlayacak eğitimlere duyulan ihtiyaç daha da artıyor. Teknolojideki gelişmeler, dijital donanım ve hizmetlerin fiyatlarındaki düşüş sonucu internet, önde gelen STK'lar arasında yaygın bir şekilde kullanılmaya başlasa da yerelde bulunan STK’ların büyük bir bölümü ayni imkân ve bilgi düzeyine sahip değildir.

Kadın, çevre ve insan hakları gibi çeşitli alt sektörlerde yer alan STK'lar arasında birçok özel ağ son dönem içinde oluşmuştur.

Bu ihtiyaçtan yola çıkarak, sivil ve kamu kuruluşlarının, Gençlerin ve Kadınların demokratik süreçlere katılımını teşvik eden proje uygulamalarında, gereksinim duyacakları bilgi ve veriyi, kapsamlı ve güncel bir kaynak olarak dikkatlerine sunuyoruz.

Umuyoruz ki bu bilgi paylaşımı girişimimiz, işbirliği ve ağ yapılanmaları, ekip çalışmaları için bir zemin oluşturur. Toplumun ilgili bütün aktörleri arasında artan iletişim dinamiği yoluyla bilgi, görüş, deneyim aktarımı sonucu STK'ların kapasitelerinin gelişimine katkıda bulunur.

Günümüzde toplumsal yaşamda ve düşünsel dünyamızda çok ciddi dönüşümler yaşamaktayız. Modern zamanların ulus devletlerinden uluslararası şirketler eliyle yürütülen politikalar, bize küresel dünyaya geçişin sancılarını yaşatırken Felsefede, siyasette, sanatta postmodernizm rüzgârları her şeyi önüne katıp götürmektedir. Klasik liberal demokrasilerin temsile dayalı siyaset yapma tarzı "yeni toplum" un ihtiyaçlarına ve karmaşık siyasal yaşamına artık yanıt veremiyor.

Toplumsal alanda yapılan tartışmalar "demokrasinin demokratikleştirilmesi" düşüncesi etrafında cereyan ediyor ve katılımcı demokrasiyi, Sivil ağlar ve inisiyatifler yoluyla etkileşime açık katılımcı devlete dönüştürüyor.

Temsili demokrasinin ancak dört-beş yılda bir kendini vatandaş hisseden "yarı-zamanlı" vatandaşından, yine sivil ağlar ve örgütler yoluyla kendi sorunlarına her daim sahip çıkabilmenin kanallarını arayan ve açan "tam zamanlı" aktif vatandaşına geçmek için çalışmalar sürdürülüyor.

Ülkemizde de ayni doğrultuda yürütülen sivil toplum çalışmaları, önce parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı sistemine geçişin, sonra beklenmeyen 15 Temmuz darbe girişiminin ve hemen akabinde Covid 19 salgınının demokrasiye olumsuz etkileri, katılımcı olması istenen vatandaşı kamu alanından kopardı ve kendi dört duvarı arasındaki özgürlüğe mahkûm etti.

Bu çalışmayı tam zamanlı vatandaşa geçişin öncüleri ve adanmışları olan Sivil Toplum Kuruluşlarının ellerine teslim ederken bir yandan da onlara adıyoruz.

Bize bu kitabın hazırlanabilmesinde verdikleri finansal destek için Türkiye ve Avrupa Birliği’ne, T.C Dış İşleri Bakanlığı AB Başkanlığı’na teşekkür ederiz.

 

Müjgan Suver

 

 

Demokrasi için Türk Gençliği ve Kadınlar 

 

Altıncı oturum Ebrar Eda Demir ile Oğulcan Ulu'nun moderatörlüğünde yapıldı.

 
 
 
 
 
Marmara Grubu Vakfı AB ve İnsan Hakları Platformu Başkanı Müjgan Suver yaptığı açılış konuşmasında; “Beethoven’ın 9. senfonisi’nin son bölümünden uyarlanan Avrupa Marşı, AB ülkelerinin ortak değerleri olan: özgürlük, barış farklılıklar içinde birlik olabilme başarısını kutlamayı hedefler. Dünya insanlarının hayalini kurduğu bu değerler ise ancak demokrasi içinde yaşatılabilir. Bu nedenle Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının öncelikli hedefi "demokrasinin güçlenmesi olmuştur." Türkiye’de demokrasi, gençlerin ve kadınların demokratik karar verme süreçlerine katılımı ile güçlenecektir.”dedi.
 
 
 
 
Türk Kadınlar Birliği Başkanı Sema Kendirci Uğurman yaptığı konuşmasında özetle: "Bu projenin içinde olmak, Marmara Vakfı ile birlikte yüretmek ve bizim kurulduğumuz günden beri kadınları demokrasiye katma amacımızın gerçekleşmesi yolundaki önemli bir projede ortak olmaktan büyük bir mutluluk duyduğumu herkese iletmek istiyorum. Çok teşekkür ediyorum bu katılımlar için. Türk Kadınlar Birliği, 1924 yılında kurulduğundan beri eşit hak mücadelesi veren Türkiye’nin ilk tek ve en büyük kadın örgütlenmesidir. Fakat eşitlik mücadelesini de Türkiye Cumhuriyeti tarihinde demokrasinin ancak kadınlarla gelişebileceğine en çok inançlı örgütlenmelerden biri.
 
Hükümetle yaptığımız konuşmalarda ülke içinde 80’i aşkın şubemizle mücadelemize devam ediyoruz. Şunu söylemek istiyorum, bu proje bizim için çok değerli. Çünkü biz kurulduğumuz günden beri kadınsız bir demokrasinin sakat ve eksik olduğuna inanan ve bunu yüksek sesler dile getiren bir örgütüz. Dolayısıyla bizim için demokrasiyle kadın hakları iç içedir ve bunu görmek ve kabullenmek için herkesi bu anlayışa davet ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki demokrasi geliştikçe kadın hakları gelişecek, kadın hakları geliştikçe demokrasi temel ilkelerine oturup kurumsallaşacak. Dolayısıyla proje ve kurucu ortaklarımız ve bugünkü katılımcılarımız bu anlayışımızla bizimle yan yana olacakları için bizimle bu yolda daima mücadelede omuz omuza olacakları için teşekkür ediyoruz ve başarılar diliyoruz tüm katılımcılara."dedi.  
 
 
Türk-Alman Eğitim, Kültür ve Politika Enstitüsü Başkanı Yusuf Kenan Kolat ise: "Biz Almanya’da, Almanya Türk Toplumu olarak, Türk ve Alman dernekleri arasında, ilk defa tüzüğünde cinsiyet kotasını getirmiş bir kuruluşun başkanıydım. Bir erkek arkadaşımız oyları düşükken kota sayesinde oylamayı kazandı. Yani kota sadece kadınlar için değil, tüm cinsiyetler için olması gerekiyor. Bu nedenle kota konusunu çok önemsiyoruz. Toplumsal yapıların ancak ve ancak söz vermekle –efendim biz onlara dikkat ediyoruz- şeklinde değil, bence çok katı bir şekilde bunların yasal düzenlemelerle gerçekleşmesi gerekiyor. Bu ancak ve ancak yasal düzenlemeyle olacak bir konu. Bugün Almanya’da göçmen kökenlilerin yani Alman kökenli olmayan insanların da Alman devlet dairelerinde kota sistemiyle %10’luk-%20’lik kotalar talep ediyoruz. Bu bir istem. Yani biz her zaman şunu savunduk; içinde yaşadığımız toplum, kurum ve ya kuruluşlarla kendinizi özdeşleştirmek istiyorsanız eğer, mutlaka oranın bir parçası olmanız gerekiyor." dedi. 
 
 
AB ile İlişkiler Genel Müdürü Büyükelçi Başak Türkoğlu yaptığı konuşmasında özetle:"-Sivil Toplum kuruluşlarımız her alanda kamuoyunun nabzını tutan aktörler olarak AB’ye katılım sürecimizde önemli rol oynadılar bu güne kadar ve bundan sonra da oynamaya devam edecekler. Çünkü demokrasinin en önemli unsurlarından biri de sivil toplumun varlığıdır.  Biz AB Başkanlığı olarak, ülkemiz ve AB’nin sivil toplum kurumları arasındaki diyalogun güçlenmesi, sivil toplum kapasitesinin geliştirilmesini hedefleyen projelere özellikle destek veregeldik. AB’ye uyum süreci teknik düzenlemelerin ötesinde çok yönlü toplumsal değişim ve dönüşümü de beraberinde getirmekte. Kadınların seçme ve seçilme hakkını birçok ülkeden önce elde ettiği ülkemizde, AB sürecinde gerçekleştirilen reformlar, Türk kadınının ekonomik, siyasi, sosyal hayatta mevcudiyetini ve toplum içindeki statüsünü önemli ölçüde pekiştirdi ve güçlendirdi diye düşünüyorum."dedi. 
 
 
 
 
Beykent Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Akile Reşide Gürsoy ise yaptığı konuşmasında özekle: “-Marmara Grubu Vakfı’nın Avrupa Birliği ve İnsan Hakları Platformu Başkanı Müjgan Suver Hanım’ı bütün ekibiyle birlikte, bu projeye katılmış olan herkesle birlikte kutluyorum. Gerçekten çok kapsamlı, çok yönlü, aynı zamanda iki ülkeyi bir araya getiren, yaş gruplarını kaynaştıran çok değerli bir proje oldu. Burada ben hem bir akademisyen olarak konuşmak istiyorum. Kendim sosyal antropoloğum, dolayısıyla bütün konuları dünya genelindeki toplumlardaki tezahürleriyle –akademik geleneğim olarak- düşünüyorum. Ama bu akademisyen kimliğinin de ötesinde yaşamını Türkiye’de demokrasi için sarf etmiş bir ailenin ferdi olarak da konuşmak istiyorum. Küçük yaştan itibaren demokrasinin ne kadar büyük bir nimet olduğunu, onun eksikliğinde nasıl insan hakları ihlallerinin ortaya çıkabileceğini idrak ederek büyüdüm. Günümüzde demokrasi bütün zorluklarına ve eksikliklerine rağmen, idare şekli olarak insan onuruna en yakışan yönetim biçimi... Çok zor bir yönetim biçimi, o kadar kolay değil ama insan onuruna en yakışan yönetim biçimi.

Elbette bu kavramın içi boşaltıldığı pek çok uygulamalar da görülüyor. Günümüzde bir ülkeye demokrasi getiriyoruz diye ülkenin müdahalelere uğradığına şahit olduk. Ve ya ülkenin kendi içinde, bunu genel olarak söylüyorum, demokrasi getiriyoruz diye bazı darbelerin gerçekleştirildiğini de görüyoruz.” dedi.

Marmara Üniversitesi Avrupa Araştırmaları Enstitüsü Akademisyen Doç. Dr. Mesut Eren ise konuşmasında: “-Özellikle gençlerle görüştüğümüzde, gençlerin seslerini duyuramadıklarını, doğru algılanmadıklarını düşündüklerini görüyoruz. Yönetenlerin çok yaşlı, yönetilenlerin de çok genç olduğu Türkiye gibi bir toplumda da bu bir sorun oluşturuyor. Ortalama siyasetçi yaşı herhâlde 65-70 arasındadır. Ve genç nüfus Türkiye’de çok daha yüksek… Bu yaş ortalamasının yeni nesli yakından tanıması çok zor. Zaten hatırlarsınız, seçim kampanyalarında da gençleri en çok etkileyen şeylerde bir tanesi de her gence 10 GB internet verilmesi düşünüldü. Gençlere en yakın oldukları nokta internet kotasıydı. Bu da bence ciddi bir sorun. Onları anlamak için, onların ne düşündüklerini anlamak ve katılımlarını sağlamak için de çok ciddi çalışmalar yapmak gerekiyor tabii ki. Ama ortam maalesef buna müsait değil. Kadınlar için söyleyebileceğimiz fazla bir şey yok. Kadınlar Derneği ile de Almanya’da beraberdik. Anlattıkları sorunlar, söylemleri o kadar farklı ki, o kadar farklı bir boyuttayız ki Avrupa’yla kıyas götürmez bir süreç bu. Türkiye’nin kültürel yapısı, dinin ve kültürün belirlediği kadının statüsü, kadının konumu, kadına bakış açısı, çok uygun değil. Bunlar başa çıkılması gereken sorunlar. Durumu özetleyerek biraz karamsar bir tablo çizdim ama bunları görmeden de sorunları çözmemize imkan yok diyeyim ve sözü daha fazla uzatmayayım”dedi.

 

Kuzey Makedonya Ticaret Odası Başkanı Danela Arsovska ise konuşmasında: "-liğe dayalı olarak girişimciliği sürekli olarak teşvik etmeyi ve desteklemeyi amaçlamaktadır. Kadın girişimciliği, özellikle kararlı olduğumuz bir alan çünkü ekonomik büyüme için en büyük potansiyele sahip olduğuna inanıyoruz. Ücretlerde cinsiyet eşitliği sağlamak ve cinsiyet farkını kapatarak cam tavanı kırmak için her yıl aktif bir kampanya yürütüyoruz. Bu yıl, 18 Eylül Uluslararası Eşit Ücret Günü münasebetiyle Birleşmiş Milletler, OECD ve Uluslararası Çalışma Örgütü'nün kampanyasına da katıldık. Kadın girişimciliğini destekleyerek, kadınların daha fazla ekonomik bağımsızlığa sahip olmalarını sağlayarak kadınların ekonomik olarak güçlendirilmesi için çabalıyoruz."dedi.

 

Polonya Cumhuriyeti’nin İstanbul Konsolosu Sabina Klimek yaptığı sunumdu: “Polonya'da ve Türkiye'de iş dünyasındaki kadın sayısının birbirine çok benzediğini biliyorum. Şu anda Polonya'da kadın girişimciler yaklaşık % 31'i oluşturuyor. Ama Türkiye'de% 28 olduğunu biliyorum. Yani, Türkiye'deki tüm iş insanlarının % 28'i kadın. Ve bu gerçekten küçük bir sayı değil. Türkiye'den çok daha az sayıda kadın girişimci kadına sahip olan batı Avrupa ülkeleri olduğunu biliyoruz. Bu yüzden % 28, Türk kadın girişimcilerin gerçekten iyi gittiğini ve doğru yönde ilerlediğini ifade ediyor. Neden iş dünyasında kadın, siyasette kadın ve her yerde kadın bu kadar önemli? Her şeyden önce, kadınların kendi şirketlerine sahip olması sayesinde birçok ülkenin yoksullukla mücadele edebileceğini keşfettik. Latin Amerika'da durum böyleydi, çünkü bir iş yürüten kadınlara yardım ve destek vardı. Söz konusu ülkelerin yoksulluğu % 30 azaldı. Yani, kadınlara sadece bazı araçlar vermek yeterliydi, böylece şirketlerini yönetebildiler ve birdenbire bu tür faaliyetlerin kadınlar ve ülkelerin tüm ekonomisi üzerinde büyük bir etkisi olduğu ortaya çıktı. Dolayısıyla bu örnekte kadınları desteklemeye yönelik tüm bu girişimleri için Marmara Vakfı'na teşekkür ediyorum, Genel Başkana teşekkür ediyorum. Çünkü genel olarak iş hayatına odaklanmanın yanı sıra iş hayatındaki kadınlara dair özel bir bölüm de var.”dedi.

 

Marmara Grubu Vakfı İcra Konseyi Üyesi Lale Aytanç Nalbant ise tebliğinde “-Gençlerin ve kadınların demokratik karar alma süreçlerine katılımı, demokratik sistemi, kamunun etkinliğini ve kararlarının niteliğini arttırır. Bilgi birikiminin topluma ve kamuya en geniş biçimde yayılmasından süreç içinde tüm toplum yarar sağlar. Özellikle gençlerin ve kadınların katılımı ve fikirlerini ortaya koymadaki becerisi ancak ilgi, bilgi ve farkındalık düzeylerinin artmasıyla olanaklıdır. Bu konuda uygulanacak programlar ve eğitim süreci birbirini tamamlamalıdır. Bu hedeflere ulaşma doğrultusunda Marmara Grubu Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı, proje ortakları olan Ankara'dan Türk Kadınlar Birliği ve Berlin’den Türk- Alman Eğitim, Kültür ve Politika Enstitüsü ile birlikte, Avrupa Birliği Sivil Destek Programı kapsamında "Demokrasi için Türk Gençliği ve Kadınlar" projesini 1 Nisan 2019 tarihinden itibaren uygulamaktadır.”dedi.

 

UPS Spor ve Kültür Kulübü Genel Koordinatörü Semra Demirer ise yaptığı sunumda: “-Bu yaşamsal yolculuğumuzda üç temel seçeneğimiz oluyor: Seyirci olmak, yolcu olmak ve sürücü olmak. Seyirciler genelde koltuklarında rahat oturup fırsat ve olanakları sadece izliyorlar. Yolculara sunulan konforlu hayat, başkalarının sürdüğü bir araç ve onun belirlediği güzergâhta kimi zaman neşeli kimi zaman huzurlu, kimi zaman bol dedikodulu bir yaşam sürüyorlar ama bütün sorumluluğu başka birine yüklüyorlar. Sürücüler ne yapıyor? Aracın modelini seçiyorlar kendilerine sunular imkânları ya da imkânsızlıkları değerlendiriyorlar. İmkânsızlıkların içinden imkânlar çıkartabilir iyi sürücüler, iyi liderler.

Atatürk kadınları durmayacaklar. Öncelikle neden yola çıktıklarının farkındalar, sorumluluk alıyorlar. Kendilerini, ailelerini ve sonunda insanlığı güven ve neşe içinde bir notadan başka bir noktaya götürebiliyorlar. En önemli özellikleri de geleceğe yol alırken kendiliğinden yola çıkmaları ve sorumluluk alabilmeleri, cesaret edebilmeleri. Kim olduklarından, ne olduklarından emin olmaları… Böyle bir şekilde direksiyona oturuyorlar, risk alıyorlar, sorumluluk alıyorlar. Yaşamlarının kontrolünü sürekli ellerinde bulundururken çevrelerine de örnek insan oluyorlar.”dedi.

AB Proje Danışmanı ve Eğitmeni Deniz Özdikmenli ise yaptığı konuşmada: “-Demem o ki, demokratik süreçlere katılımda kadınların, gençlerin taleplerini alamıyorsak, yani ben burada direkt yönetimden kaynaklandığını da düşünmüyorum açıkçası. Sanki bu sorumluluğu ortadan bölmek lazım diye düşünüyorum. Yeterinde talep var mı bir buna bakmak lazım. Ya talep etmiyorlar ya da talep edildiğinde neden her düzeyden yönetici yerel yönetimden gelen yönetime kadar kent konseylerinde bir yer olarak algılıyor. Bütün bu taraflarda bu bakış açısını bireye indirmek gerektiğini düşünüyorum. Bu soruları sorduğumuzda aslında bu projelerde klasik mantığımız vardır, bir sorun ağacı yaparız ve orada kök sorunlara ineriz. Sanki bizim de kök soruna inmek için bireylerin talepleri ve bu karşılanmayan talepleri alan kişilerin bakış açılarını sorgulamak gerekir diye düşünüyorum. Bu projelerde de son on yıldır tamamen aslında bu yönde tasarımlar hazırlayarak sunmaya çalışıyorum, hem Avrupa Birliği’ne hem iç kaynaklardaki fon sağlayıcılara."dedi.