Haberler

BSCSIF GENEL KURULU’NDA DR. SUVER KONUŞTU

17 Haziran 2016 Cuma - Okunma: 3241
BSCSIF GENEL KURULU’NDA DR. SUVER KONUŞTU

Karadeniz ve Hazar Denizi Uluslararası Vakfı’nın Bükreş’te toplanan Genel Kurulu’na Marmara Grubu Vakfı adına katılan Dr. Akkan Suver ve Şamil Ayrım, Türkiye’nin Karadeniz politikalarıyla ilgili görüşlerini katılımcılarla paylaştılar.
Dr. Akkan Suver, Genel Kurul’da yaptığı konuşmada Karadeniz’in güvenliği konusunda da bir tebliğ sundu.


Dr. Akkan Suver’in konuşma metni aşağıdadır.

Bir barış ve diyalog adamı olarak kurucusu ve 2013 yılında bir yıl başkanlığını yaptığım bu vakfın bana verdiği sorumluluk ile yüksek heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Karadeniz enerji hatları üzerindeki konumu ile yakın zamanda coğrafi bir bölge olarak önemini artırmıştır. Bir yandan Rusya, bölgedeki eski nüfuzunu kazanmak ve enerji hatları üzerindeki kontrolünü sağlamak için her türlü müdahale yöntemine başvururken, Karadeniz ülkeleri ise genellikle yönlerini Batıya ve özellikle AB’ye çevirmişlerdir. ABD ise Karadeniz’de oluşan güç boşluğunu doldurmak ve güvenliği sağlamak gerekçesi ile bölgeye giriş yapmak istemektedir. Geleceklerini Batı’da gören Karadeniz ülkeleri bir yandan ekonomik gelişmelerini tamamlama peşinde iken özellikle Rusya’nın da müdahil olduğu önemli güvenlik sorunları ile de karşı karşıyadır.

Rusya ve Batı ülkeler arasındaki mücadelenin bir parçası olan bölgede taşların yerine oturması için daha çok zamana ihtiyaç vardır. Karadeniz Ekonomik İşbirliği’nin kurulmasına öncülük ederek bölgede önemli bir inisiyatif başlatan Türkiye ise AB’ye üyeliği gerçekleşmediği için bölge ile ilgili yeni projeler üretmek konusunda henüz büyük bir inisiyatif almamıştır.

Soğuk Savaş’ın sona ermesi, Doğu ve Batı bloklarının ortadan kalkmasının bir genel sonucu artık Türkiye’nin komşularıyla ilişkilerini birbirinden ayrı bütünler halinde ele alınması güçleşmiştir. Örneğin Türk-Rus ilişkilerini ne Balkanlardaki ne Kafkasya’daki ilişkilerden bağımsız olarak ele alıp değerlendirmek mümkündür. Türkiye, SSCB’nin dağılmasıyla Karadeniz, Kafkasya ve Orta Asya’yı içine alacak şekilde etnik ve kültürel sınırlarını genişletmiştir. Orta Asya ve Kafkasya ile birlikte ele alındığında, bu coğrafyada üç olası söz sahibi ülke ise Rusya, İran ve Türkiye’dir.

Türkiye’nin bölge ile ilgili yaklaşımı, bölge dışı aktörlerin bölgeye nüfuz etmesine ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nde herhangi bir değişikliğe gidecek arayışlara karşıdır. Bu politikanın bir parçası olarak, Rusya Federasyonu ile bölgedeki statükonun değişmemesi üzerine kurulu bir konsensüs sağlanmıştır. Ankara; KEİ, BlackSeaFor ve Karadeniz Uyumu harekâtına vurgu yapmakta, mevcut yapılanmalarla bölgede bilinçli olarak abartılan güvenlik tehditlerine gereken müdahalelerin yapıldığını savunmaktadır. Ne Ankara ne Moskova bölgenin istikrarsızlaştırılmasını istememekte ve demokrasi ile istikrar olgusuna vurgu yapmaktadır.

Karadeniz bölgesi önümüzdeki yıllarda stratejik değerlendirmelerin odak noktasında olmaya devam edecektir. Birçok bölgesel ve küresel dinamiğin etkisinde olmaya aday olan bölge, ilginç bir yol ayırımında gibi gözükmektedir. Ya Avro-Atlantik yapılanmaların ağırlıklı olduğu, yüzünü Batıya çevirmiş, daha saydam, demokratik ve öngörülebilir bir yörüngeye oturacak ve Genişletilmiş Avrupa’nın bir parçası olacak ya da daha belirsiz, Rusya Federasyonu’nun nüfus alanında, bir bölge olma yoluna gidecektir. Her iki senaryoda da anahtar durumunda olan iki husus dikkati çekmektedir. Birincisi AB’nin (bu bağlamda Almanya ve Fransa’nın) ve ABD’nin bölgeye yaklaşımıdır. İkincisi ise Türkiye’nin mevcut istikametleri demokrasi ve ekonomik istikrar ile dengelemesidir.

Sonuç olarak, uluslararası sistem içinde değişen çıkarlar ve öncelikler nedeni ile Karadeniz bölgesi özellikle Avrupa ve Amerika için önemli hale gelmiştir. Bölgenin bazı devletlerinin kendi içinde yaşadıkları ideolojik değişimler de bu devletleri Batıya doğru itmiştir. Amerika ve Avrupa bölgeye farklı temellerde yaklaşsalar da her ikisinin de temel amacı bölge ile daha yakın ve net bir şekilde belirli stratejiler dâhilinde ilişkiler kurmaktır. Bunlardan ABD’nin yaklaşımı Türkiye için Montrö’nün kimi maddelerinin değiştirilmesi talebi nedeni ile kaygılar uyandırmaktadır. Karadeniz bölgesi, büyük güçlerin çarpışma alanı olmaya devam etmektedir. Bölge barışı için Türkiye'nin; AB ve ABD ile Rusya arasında denge unsuru olmayı sürdürmesi gerektiği inancıyla yüksek heyetinizi saygıyla selamlıyorum.